Umut Yazıları

“Rüyalarla yaşam arasında bir bağ varsa herşey yolundadır”* -Başak Yeşilot

Emperyalist kapitalist sistemin krizinin gittikçe derinleştiği bir süreçte iktidar bloku mafyasıyla çetesiyle kirli siyasetine ara vermeden devam ediyor. Pandemide sistemin çelişkileri daha net açığa çıktı. İşçiler emekçiler ölüm ve açlık kıskacındayken iktidar açıktan sermaye işbirliğine devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye çalışıyor çünkü tarikatlari bünyesinde tutmasının başka bir yolu yok. Lebaleb kongreler yapıyor dünya emperyalistlerine hala alternatifim yok mesajını vermeye çalışıyor!

Halk şunu biliyor, ezilenler, sömürülenler, ötekileştirilenler şunu biliyor direnme gücümüz varken başka bir yol mümkün! Sistemin ayyuka çıkan çelişkilerinin tanığı işçiler biliyor; Migros işçileri, PTT-Sen işçileri, Cengiz Holding’in sömürüsüne ve doğa talanına karşı koyan İkizdere halkı, İstanbul Sözleşmesi’ni feshettirmeyeceğiz diyen kadınlar, doğrudan iktidar tarafından hedefleştirilen lgbti+lar, boğaziçi direnişinin isyanıyla sokaklara akan gençlik karşı gücü oluşturdu bile. Halk başka bir yol biliyor, “direniş!”

Hatırlar mısınız bu direniş bir karşı güce dönüştüğünde neler yapmıştık? Türkiye sokaklarını ve meydanlarını AKP’ye dar ettiğimiz, düşlerimizde özgür dünya ellerimizde geleceğimizin ateşi ve yaşam kadar gerçek Gezi Direnişi!

Ortadoğu´nun emperyalistlerin paylaşım savaşının hedefinde olmasının sebebi sıcak denizlere erişme ve doğu ile batıyı bağlayan bir noktada bulunmasıdır. Dünya ticaret ilişkilerinin en önemli gücü olan petrol ve doğalgaz üretiminin yoğunluğundan ve emperyalistlerin ucuz iş gücü merkezi olarak görmesinden kaynaklı tarihten beri politik, stratejik, kültürel, ekonomik dengeleri belirleyen bir bölgedir. Dünya egemenliğine yönelen her devlet mutlaka Ortadoğu’da hakimiyet kurmayı hedefler. Jeopolitik konumu ve kültürel yapısı incelendiğinde bu toprakların devrime gebe olduğu tespitini çıkarmak mümkün. Ortadoğu hakkında yapılan bunca tespit elbette bir Ortadoğu ülkesi olan Türkiye için de geçerlidir. Hali ile tarihten bu yana bu savaşımlardan Türkiye’nin etkilenmemesi olanaksızdır.

Tarih tekerrür edecektir o zaman vakit geçmişi kavrayıp yeniyi yaratmanın vaktidir!

Ezilenler, direniş tarihini eyleyenler Gezi Direnişini düşünmelidir. Oradan çıkartılacak ders aslolanı anlamak ve eylemek için önemlidir. Direniş tarihimize bir yenisi eklenirken…

AKP iktidarı özellikle 2011’de yarattığı ablukayı, kadınlara karşı haddi olmayarak yürüttüğü kürtaj tartışmaları, ifade özgürlüğüne dönük saldırıları, sosyal medya kullanımı ve tv kuruluşlarına yönelik saldırıları, alkol yasaları gibi hak ve özgürlüğe yönelik kısıtlama ve baskılama politikalarının devamı niteliğinde kazanılmış hakların geri alınmaya başlanması ve doğayı ranta açmasıyla halk tarafından tepki görmeye başlamıştı.

Erdoğan’ın Gezi Parkı’na topçu kışlası yapacağız açıklaması sonrası halkın Gezi Parkı’nda nöbet tutmaya başlaması, kolluk kuvvetlerinin gece yarısı parka saldırıp çadırları yakmasıyla Gezi Direnişi’nin fitili ateşlenmiş oldu.

11 Haziran günü kolluk kuvvetlerinin iş makinalarıyla barikatları yıkarak Taksim Meydanı’na çıkması üzerine Ulaş Bayraktaroğlu ve yoldaşları Taksim’i ve Gezi Parkı’nı saatlerce çatışarak savunmuş ve devletin kolluk kuvvetlerinin karşısında direniş tarihinin ilk cümleleri yazılmaya başlamıştı. Aslında direniş boyunca hafızalarımıza kazınan tüm o güzel fotoğrafların çekilebilmesinin ve nihayetinde Gezi Parkı’nın kazanılmasının arkasında yatan bu direniş iradesiydi.

AKP iktidarı camiye ayakkabılarıyla girdiler yalanları, medyanın suskunluğu, şiddet ve tehditle direnişi bastırmaya çalıştı. Kendisine aykırı her sese tüm kurumları ve her türlü yöntemle savaş açmayı meşru gören iktidar tüm bunlara rağmen direniş ateşinin tüm ülkeye yayılmasını engelleyemedi. Elbette bu direniş iktidara olan öfkeyi büyütmüş asgari düzeyde “sistem eleştirisi” olan halka, karşısında duracak gücün odak noktasını göstermiş oldu. Kitlelere karşı koyacak cesareti verecek mevziler kazanılmıştı.

2014 yılında IŞİD çetelerinin Kobane’ye saldırıları Türkiye, Bakur ve tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Kobane’ye saldırının temel hedefi Rojava Devrimi’yle yaratılan eşitlikçi, kadın özgürlükçü yaşamdı. Kobane’ye saldırılar Türkiyeli devrimci yapılar tarafından enternasyonal, Türkiye ezilen sınıflarıyla Kürt halkının kader ortaklığına sahip olduğu bilinciyle göğüslenildi. Elbette Rojava Devrim’i ve topraklarıı savunan enternasyonalist devrimcilerin büyük çoğunluğunu gençlik oluşturuyordu. Gençlik bu coğrafyanın 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nden Gezi Direnişi’ne, oradan Kobane’ye bir çok ayaklanmanın dinamizmini oluşturuyordu. IŞİD çetelerinin Kobane’ye girip şehir savaşının başlaması ve Erdoğan’ın “Kobane düştü düşecek “ açıklamasının ardından Kobane Direnişi’nin fitili ateşlendi. Gençlik bu direnişin en önünde nasıl çarpıştı. Aziz olup düştü toprağa! Dünyayı sarsan bir devrimci savaşımda gençlik üzerine düşen her sorumluluğu hakkıyla yerine getirdi.

Kobane’yi savunmak demek yalnızca sıcak savaşla sınırlı değildi. Kobane’yi savunmak demek; aynı zamanda bu direnişi sahiplenmek, halkların yaralarını sarmak, savaşın yıkımını birlikte omuzlamak ve bu direnişi büyütmekti. Ellerinde oyuncakları, yüreklerinde inançları, gözlerinde umutlarıyla yola çıkan yoldaşlarımızı böyle bir kanlı saldırıyla katledenler yalnızca bombalı saldırıyı gerçekleştiren barbar IŞİD çeteleri değil, katillerle işbirliği yapan faşist AKP’dir.

Suruç Katliamı’yla hedeflenen gençliğin ortak mücadele hattına saldırarak, gençliğin dinamizmini sindirmek ve değiştirici gücünü yok etmekti. Bu kanlı katliamla hedef alınan gençlik, devam eden süreçteki adalet arayışında da hedef alınmaya devam etti. Devletin gençliğe yönelik beslediği korkunun karşılığını gençliği korkutmakta aradığı bu dönemde yılmadan, yorulmadan; sokak sokak, şehir şehir; aynı öfke, aynı inanç, aynı kararlılıkla özgürlük ve adalet mücadelesini yükselten gençlik, bu hesapların tutmadığını göstermektedir. Gençliğe düşen görev, yaşanan katliamlar zincirinin politik yönelimini iyi okuyup mücadele temelini “acı” üzerinden değil, adaleti sağlayacak güç odağı olması üzerinden kurmaktır.

Bugünün asli sorumluluğu gezide en önde çarpışan gençliğin sokak mücadelesini Rojavada halkların özgürlük mücadelesi ile birleştirdiği gibi geçliğin öz gündemlerine yoğunlaşan fakat bunu devletin sınırları içerisinde, taktik yönetimi altında değil, sınırsız mücadelelerini her alana yayan ve taktik yönetimden çıkarak aslolan özgürlüğü inşa etmektir. Gündemi kendi belirleyerek ilerleyen savunmadan kopup sokakta militan meşru mücadeleyi örgütleyen en geniş anti-faşist cepheyi kurmaktır.

Şimdi bu mücadelenin sürdürücüleri olarak; gençliğin, militan meşru mücadelesini sıralardan, kampüslerden; sokaklara oradan ezilen halkların özgürlük mücadelesi ile birleştirmermeyi ve en geniş anti-faşist cepheyi kurmayı sorumluluk biliyoruz.

Faşizme karşı birlite yürüyor, sosyalizmei inşa etmenin öncülüğünü üstleniyoruz.

Gezi Direnişi’nde Ali İsmail ile ölümsüzleşen ‘düşlerinde özgür dünya’ sloganı ve Rojava devriminde Suphi Nejat’la ölümsüzleşen ‘hayal gücü iktidara’ şiarını birleştirecek olan düşlerimizdeki özgür dünyayı iktidara taşıyacak olan güç sokaklarda bu kavgayı aynı inançla sürdürenlerdir!

O düş, gezide yaşamla bağ kurdu. Bu günlerde gerçek olacak!

*Ne Yapmalı – Vladimir İlyiç Lenin

Paylaşın